Kadın-Erkek Eşitliği İlk Ne Zaman Bozuldu?

Yıl 2020. Kadınların halen toplumun tüm alanlarında erkeklerle birebir aynı haklara sahip olduğu söylenemez. Kağıt üzerindeki yasalar her ne kadar kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu, miras gibi haklarda eşitlik olduğunu belirtse de, tüm bu hukuk kuralları toplumsal mentalitede halen uygulanabilmiş değil. Dolayısıyla halen tam manasıyla bir kadın erkek eşitliği söz konusu değil. Üstelik önümüzde bu konuda çok yol ve yasaların nasıl olması gerektiğini tartışmadan önce sosyolojik olarak yürütülmesi gereken de çok tartışma var.

Peki bu tartışmaları kenara bırakıp kadınların ilk ne zaman ezildiğini ve bugün bu tartışmaları neden yaptığımızı düşünelim. Bunu düşünürken uzun bir yolumuz var. Çünkü bu eşitsizliğin tarihi tarım devrimi ve öncesine kadar gidiyor.

Kadınların tarih sahnesinde nasıl ve neden ezildiğini anlayabilmek için öncelikle tarım devrimi öncesinde neler olduğunu, tarım devrimini ve kentleşmenin etkilerini anlamak gerekir.

Neolitik Çağ’da Toplum ve Sınıflar

10.000 yıl önce Neolitik Devrim ile insanlar hayvanları evcilleştirdiler. Göçebelikten kalıcı ve daha büyük topluluklara dönüşerek, yiyecekleri taş ya da pişmiş kil kaplarda saklayarak bulundukları yerlerde yaşamayı başardılar. Bu yıllarda insanların doğasında gereğinden fazlasını üretip tüketmek değil, ihtiyaç olan kadar üretip onu kullanma mantığı ön plandadır. Yani doğa ile iç içe bir şekilde avcı toplayıcı olarak yaşamı sürdürmek çok daha mantıklıydı.

Bu dönemde eşitlikçilik ve paylaşım yaygındır. Bu bize tarım devrimi öncesi dönemde sınıfsız bir toplum olduğunu gösterir. Dolayısıyla kadınların da statülerinin bugünkü gibi olmadığı, erkeklerle kadınların eşit statüde olduğu bilinmektedir. Yani kadın erkek eşitliği söz konusudur. Öyle ki, o dönemde cinsiyetler arasında bunun tartışması dahi yapılmamaktadır.

Neolitik dönemde bile kadınların bugünkü gibi, toplumda farklı konumlandırılması anlayışı ortaya çıkmamıştır. Yani bu dönemde de kadın ikincil konumda değildir. Gordon Child’a göre kadın erkek eşitsizliği, “kentsel devrim” gerçekleşene kadar ortaya çıkan bir şey değildir.

Uygarlığın Bedeli

Her dönemde ve her toplumda olduğu gibi insanlığın uygarlığa geçiş döneminin de bir bedeli olmuştur. Bugün bildiğimiz anlamdaki uygarlığın ortaya çıkışı ilk sınıf bölünmelerinin ortaya çıkışına paraleldir. Kentsel toplumun ortaya çıkması, yerleşik hayatta olan insanların daha da kalabalıklaşmasına neden olmuştur. Ancak en önemli değişiklik, insanın yettiği kadar tükettiğindense daha fazlasını tüketmeye başlamasıdır. Sınıflı toplumu getiren en büyük sebep aslında budur. Fazlasının üretim ve tüketimi insan hayatına ekonominin ve savaşların girmesine neden olmuş, ticari faaliyetlerin başlamasına da ön ayak olmuştur. Artan üretimin kontrolünü sağlamak da burada bedensel emek vermeyen sınıflara kalmıştır.

Kadınların İkinci Sınıf Statüye Düşmesi

Kentleşme ve kalabalık topluluklar halinde yaşamak ve üretim-tüketimin artışı sınıflı toplumu getirdi. Sınıflı toplum ise sahiplik-kölelik kavramlarını getirdi. Ancak bu toplumun en büyük kaybedeni ise kadınlar oldu. Kadınlar, toplumdaki değişim ile erkeklerle olan eşit statülerini kaybettiler. Erkeklerle ortak karar veren konumundan, bağımlı ve boyun eğen konumuna geçtiler.

Yeni yoğun üretim teknikleri erkeğin emek gücüne kadından daha fazla önem veriyordu. Neden? Avcılık toplayıcılıktaki avcılık kısmı erkeğe ait iken, toplayıcılık kısmı ise kadınlara aitti ve bu durum çocuk emzirmek, hamilelik gibi işlerle de uyumluydu. Yani kadınlar hem çalışıp hem çocuklarına vakit ayırabiliyordu. Bunun yanında kadının rolü olan toplayıcılık da ana geçim kaynaklarından biriydi. Ama üretimin yoğunlaşmasıyla daha büyük tarım alanları kuruldu. Bu tarım alanlarında ağır sabanlar, atlar kullanılıyordu ve bu işlere ciddi anlamda vakit harcanması gerekiyordu. Ve üstelik ağır işlerdi. Kadınlar elbette bu tür alanlarda da çalışabilirlerdi. Ancak kadınların bu tür işleri yaptıkları toplumlar diğer toplumlara karşı kaybetmeye başlamıştı. Çünkü nüfus ilerleyemiyordu. Ağır işlere vakit ayıran kadın çocuk doğuramıyor, doğurduğu çocuklara ise bakamıyordu. Bu durum kentleşmiş toplum için ve en çok da diğer devletlerle savaşmak ve korunmak zorunda olan toplumlar için büyük bir problemdi. Bu dönemde kadınlar ticaretle uğraşabiliyor ya da savaşta rol alabiliyorlardı elbette. Ama uzun mesafeli görevleri gerçekleştiremiyorlardı. Erkekler ise bunu yapabilecek donanıma sahip olarak görülüyordu. İşte bu durum kadın ve erkeklerin eşit statüsünü değiştirip erkekleri egemen hale getirmiştir.

Sınıfsal statüdeki bu değişim keyfi davranışı da beraberinde getirmiştir. Öncesinde kadınlar üretim araçları üzerinde söz sahibi iken şimdi bir süs eşyası, varis yetiştiricisi ve hatta cinsel haz kaynağı olarak görülmüşlerdir. Toplumun her yerinde patriarki (ataerkillik) hakimdir. Erkek, tüm aile fertleri üzerinde hakim ve karar verici konuma gelmiştir.

Hatta öyle ki mitolojik dini inanışlarda bile kadın tanrıçalar ikincil bir roldedirler. Anne figürü ya da güzelliğin sembolü olmak gibi…

Sonuç olarak Neolitik dönem öncesinde ve sonrasında(sadece bir süreliğine) erkekle eşit statüde olan kadın, kentleşmenin ortaya çıkmasıyla eşitliğini kaybetmiştir ve ikincil bir konuma düşerek sadece bir anne, cinsel haz ögesi ya da güzelliğin simgesi gibi görülmeye başlanmıştır. Üstelik savaşların artması, korunma ihtiyacının da artmasına neden olmuş; sürekli savaştırılan erkeklere karşı kadınların herhangi bir ses çıkartamamasına sebep olmuştur.

Dünyanın günümüze kadar gelen zamanında da durum ne yazık ki pek değişmedi. Elbette 1900’lü yıllarda kadın hareketlerinin artması toplumların kadınlara bakış açısını değiştirmeyi başardı. Ancak ne yazık ki halen daha kadın imgesi birçok toplumda, ki buna Batı toplumları da dahil, aynı geçmişteki gibi görülmeye devam ediyor. Modern plazalarda, fabrikalarda ve devlet kadrolarında kadınlara karşı cam tavan uygulamaları devam ediyor. Sadece iş hayatında da değil. Erkek, zaman zaman kadına şiddet uygulamayı hak bile sayıyor. Bu da bize gösteriyor ki; insan ırkı olarak teknolojik gelişmişliğimiz tarım devriminden bu yana büyük yollar kat etmiş olsa da kadın erkek eşitliği, sınıflı toplum ve hatta insan hakları gibi birçok konu da çok ama çok fazla yolumuz bulunuyor.

Kaynakça: Chris Harman – Halkların Dünya Tarihi

Patriarkinin hakim olduğu bir dünyada anaerkil toplum örneğini de görmek istiyorsanız Amazon kadınları yazımıza da göz atabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir